I
Konuş!
Konuş ki anlamlansın,
Bu muhteşem yok oluş.
Bin yıl sonrası için,
Anılar saklayalım her köşeye.
Eşsiz bir hazine bırakalım,
Yok oluş tarihçilerine.
II
Mutlak sessizliğinde gecenin,
Yalnız, bir çocuk;
Yalnız bir çocuk,
Ara ara uğuldar, ağlar, inler…
İnler ve cinler!
Toplarını kesip şapka yapmışlar ötede.
Büyüsün diye,
Çocuğu bekler.
III
Yıllarımı çaldılar.
Uykusuzluğum, arayı kapatmak için.
Hem çaldılar, hem oynadılar.
Kendileri çaldılar, kendileri oynadılar.
Ben de oynamak istedim,
Topumu elimden bir kapışları vardı,
Görmeliydiniz.
Kapıp kaçtılar.
Bir tur olsun bineyim istedim,
Bırakmadılar…
IV
Aşağı tükürsem bıyık,
Yukarı tükürsem sakal.
Çevirip asmışlar tek bacağımdan,
İskemlemi, kendi ellerimle itmişim.
V
Sonsuz büyüklük mü daha sonsuzdur,
Sonsuz küçüklük mü?
“Aman canım sonsuz sonsuzdur işte.”
Sen yine de öyle deme.
Sonsuz da başkalaşır sonsuzda.
Ve başkalar sonsuzlaşırken,
Başkanın başkaya ölümü
Tanımsızlaşır.
VI
Balyozlar iniyor beynimin duvarlarına.
Her yana saplanmış, koca koca inşaat çivileri.
Hiltiler kafatasımı delip geçecekmişçesine,
Geçmişimin kuvvetli ellerinde…
Baş ağrısı,
Korkunç bir baş ağrısı…
Fakat hiçbiri,
Olasılığı yitirilmiş gelecekler kadar
Kudretli değil.
VII
Rengârenk gökkuşakları,
Mavi göklerde yaşar ve ölür.
Kömür karası bir gökyüzünde
Renkli gökkuşağı bekleyemezsin.
Ne sonrasında yağmurun, ne öncesinde.
Ama gizli gizli oturup
Umudu paylaşırız belki,
Dalgacı Mahmut’tan söz ederiz,
Gri gökkuşağının,
Renkli gölgesinde.
VIII
Örterim üstünü,
Anlamazsın.
Hava, su, ışık sızmaz kenarlardan.
Haberin bile olmaz,
Anlamadığından.
Yalnız ben sızarım,
Sızlanmam düşlerimde.
Kurtarırım seni,
Karanlığından,
Susuzluğundan,
Soluksuzluğundan.
Anlamazsın.
Haberin bile olmaz,
Anlamadığından.
IX
Topla saçlarını!
Bir kez öpüp boynundan,
Yaptığım kolyeyi takacağım,
Gökkuşağından.
Asırlık ağlayışıma doğan,
Güneşin ardından.
X
Gireceksin o sokağa sen de,
Yürüyeceksin kaldırımlarında pürneşe.
Kocaman açıp kollarını güneşe,
Mutluluğu haykıracaksın.
Yürüyeceksin,
Kulağında ışıltılı dükkanlardan yükselen kakofoni.
Yürüyeceksin,
Tünemiş bir çocuğun saçlarını okşayacaksın belki.
Yürüyeceksin,
Üzerinde hızla değişen mevsimlerin sersemliği…
Yürüyeceksin,
Ve gün gelip arkana baktığında
“Biraz fazla mı açıldım acaba” diyeceksin.
İşte şimdi tuzla buz olmuş bir düş girdabının içindesin.
Ne kadar bağırsan da çıkmayacak sesin.
Çıkmaz olduğunu hâlâ fark etmediğin bir sokağın sonunda
Dibe doğru çekilirken,
Son sözlerini
Söylememek ister misin?