Sanayi Mahallesi’nde Sıradan Bir Gün isimli öyküm FABİSAD Almanak 2016’da yayımlanmıştır.
Almanak 2016’ya buradan erişebilirsiniz.
Sanayi Mahallesi’nde Sıradan Bir Gün
“Oğlum hadi! Acele et biraz.”
“Tamam Usta, bulmaya çalışıyorum.”
“Samanlıkta iğne mi arıyorsun ulan? Çabuk ol, çabuk!”
“Buldum Usta, getiriyorum.”
“Dikkatli getir. Yavaş ol, yavaş!”
“Buyur Usta.”
Burhan Usta çatık kaşlarıyla çırağına ters bir bakış atarak kutuyu elinden aldı. Kutunun üzerinde kocaman harflerle “3285-VX4” yazıyordu. İçini özenle açtı ve cımbızın ucuyla çıkarttığı çipi müşteriye doğru uzatarak her zamanki bıçkın tavrını takındı.
“Çıkma değil, sıfır kilometredir. Gıcır gıcır. Hemen paketletiyorum… Başka yerde de bulamazsın ha! Çok eski çiplerdir bu 3285’ler… Bozulursa bana gel, garantisi benim bu malın.”
Burhan Usta, ağzı iyi laf yapan hatta çoğunlukla gereğinden fazla konuşan bir adamdı. Müşteri ise, Burhan Usta’nın tabiriyle ‘meymenetsizgiller’dendi. İfadesiz, donuk bir suratla Burhan Usta’nın cümlesinin bitmesini beklemiş, tek kelime etmeden kafasını öte yana çevirmişti. Çırak, çipi paketlemekle uğraşırken, Burhan Usta bir şeyler konuşmamak için kendini zor tutuyordu. Kulak tırmalayan bir ton ve şiddetle “Murat! Hadisene Oğlum!” diye bağırdı ve daha fazla dayanamayarak müşteriye döndü.
“Birazdan hazır olur efendim. Kusura bakmayın çocuk işte, böyle böyle öğrenecek… Gerçi biz de çocuk olduk efendim, ustamızın gözünün içine bakardık biz, şimdi nerede… Bir şey de yapamıyorsun, emanet nihayetinde. Ben onu güzelce pataklamasını bilirim de; yetime el kalkmaz, günahtır bizde.”
Burhan Usta girizgâhı henüz tamamlamış tam gaz devam edecekti ki canı bir hayli sıkılmış müşteri aynı ifadesiz tavırla araya girdi.
“Borcum nedir?”
Dükkana ilk geldiğinde üzerinde “3285-VX4” yazan kağıdı uzatıp tek bir kelime dahi etmemiş adamın sesini ilk kez duyan Burhan Usta, heybetli cüssesi ve buz gibi bakışlarından beklenmeyecek bir tizlikte çıkan ses tonu karşısında şaşırmış, belli etmemeye çalışmıştı.
“Normalde 40’tan veriyorum ama size 35 olur,” dedi. “Akşam pazarı.”
Oluşan kısa sessizliği bozan yine Burhan Usta’ydı.
“Yanlış anlamazsanız efendim, GVK905’lerden de bir tane getirtebilirim depodan.”
“İstemez.”
“Siz bilirsiniz efendim, kusura bakmayın lütfen.”
“Önemi yok. Bir şey soracağım. Senin şu çırak; yetim dedin, kimin nesidir, buralardan mı?”
Adamın muhabbet açmasına şaşıran Burhan Usta aradığını sonunda bulmuştu ve şevkle anlatmaya koyuldu.
“Efendim bunun babasının Toptancılar Vadisi’nde dükkanı vardı. Geçen sene Nisan ayında bir uçak düşmüştü, hatırlarsınız; bu adamcağız da o uçaktaymış, tabii sizlere ömür… Adı Murat bu hergelenin. Aslında zehir gibi ama kafa bir karış havada, görüyorsunuz işte. Babası, rahmetli, hayattayken de yazları yanıma verirdi bunu, hayatı öğrensin, sanayi esnafını görsün biraz diye. Şimdi de anasıyla yaşıyorlar, yine alıyorum yazları, burada zaman geçiriyor işte. Maksat pişsin biraz çocuk, açılsın.”
Murat koşarak yanlarına geldiğinde Burhan Usta sert bir hareketle aldığı paketi müşteriye uzattı.
“İyi günlerde kullanın efendim.”
“Parayı yatırdım, bereket versin.”
“Gördüm efendim, bereketini görün.”
Müşteri tam kapıdan çıkmak üzereydi ki Burhan Usta seslendi.
“Pardon, bir dakika! Müessesemizde ‘A’ kalite montaj da yapıyoruz. İsterseniz teknisyen arkadaşları çağırayım, aldığınız çipi lehimleyiversinler, hem çalışmasını test etmiş oluruz.”
“Lüzum yok. Evde kendim hallederim.”
“Hepsi işinin ehli çocuklardır, müsterih olun lütfen.”
“İstemez dedim.”
“Nasıl isterseniz… Hayırlı akşamlar efendim.”
Müşteri dükkandan ayrıldığında, her müşterinin ardından anlamsızca yediği fırçalardan bir yenisine daha hazırlamıştı kendini Murat. Işıl ışıl parlayan, güzel, siyah gözleriyle bir ustasına, bir yere bakıyordu suç işlemiş gibi. Tek bir söz ya da bakış ağlamasına yetecekti sanki. Burhan Usta yaklaştı ve şefkatle saçını okşadı bu kez.
“Gel otur bakalım evlat, kap bir tabure.”
İşte bu iyi haberdi ve çok sık olmasa da daha önce tadına baktığı bir duyguydu. Ustası onu karşısına alıp konuşacak; yaptıkları işi, esnaflığı anlatacaktı birazdan. Gerçi konuşma boyunca söylemeye yelteneceği her söz terslenmeyle karşılık bulacaktı ama yine de adam yerine konmak güzeldi. Hele bir de çay eşlik edecekse sohbete, o akşam biraz daha büyümüş olarak gidecekti eve. Esnaflığın inceliklerini anlatacaktı annesine.
“Çay koyayım mı Usta?” diye sordu anlık bir heyecanla.
“Koy bakalım kerata, dikkat et yakma elini ayağını, iş çıkartma başıma akşam akşam.”
Murat semavere koştu ve şekersiz, demli, ince belliye konmuş çay ile bol şekerli paşa çayını getirdi masaya. Burhan Usta bıçkın tavrına bir de babacanlığı ekleyerek başladı anlatmaya:
“Oğlum bak, esnaflığın birinci kuralı: dürüst olacaksın, yalan söylemeyeceksin. Yalan söylediğin vakit anlar müşteri, kaçırıverirsin. Müşteri bir kez kaçtı mı, allame-i cihan olsan dükkândan içeri sokamazsın bir daha. Velinimettir müşteri. Ne kadar haklı da olsan fermuar çekeceksin ağzına. ‘Haklısınız efendim.’ deyip geçeceksin. Küçüksün sen daha, şimdi nasıl alışırsan öyle gider.
“Veresiyeden uzak dur, tiko para çalış her zaman. ‘Para peşin kırmızı meşin’ diye boşuna dememişler.
“Ha bir de bu devirde babana bile kefil olmay… “
Burhan Usta kırdığı potun farkına varıp lafı toparlamaya çalıştı ve monolog böylece devam etti bir süre. Çaylar tazeleniyor, Murat’ın cümle kurma çabaları sonuçsuz kalıyor ve birçok ritüel sırasıyla yerine getiriliyordu. Burhan Usta artık günün son öğütlerini veriyordu.
“Esnaflık sadece alıp satmak değildir oğlum. ‘Yok’ demeyeceksin müşteriye. İstediği ürün elinde yoksa hemen muadilini koyacaksın önüne. Müşterinin başka ihtiyaçlarını görüp çözüm üreteceksin.” dedi ve gururla devam etti.
“Önünde canlı örnek var işte. Deminki meymenetsizgilli hatırlıyorsun değil mi? Adamın yüz kaslarında sorun var, 3285 almaya gelmiş. Çipini verip gönderebilirdim evine, ama ben ne yaptım, ‘Montajını da yapalım mı?’ diye sordum… Sonra, adam konuştuğunda sesinde bir sorun olduğunu anladım hemen. O cüsseye o kadar yüksek frekansta ses koyarlar mı hiç, koymazlar. Ne yaptım, sordum hemen, ‘905 de verelim mi?’ dedim. Gerçi almak istemedi, ayrı mesele…”
Sohbet sona erdiğinde teknisyenler çoktan çıkmıştı. Kepenkleri birlikte indirdiler ve Murat yüzünde bir gülümsemeyle koyuldu yola. Elleri cebindeydi. Adımlarını daha büyük atıyor, daha dik yürüyordu.
Gece yatağına uzandığında, gün boyu dükkâna gelen androidleri ve android sahiplerini düşünecek, ustasının öğütlerini aklından geçirecek ve kim bilir, belki de Sanayi Mahallesi’nde dükkân sahibi olup da ustası gibi örnek bir esnaf olacağı günlerin hayaliyle uykuya dalacaktı.